Header Ads

1915 ERMENİ OLAYLARI

Ülkemizi işgal ettikleri yıllarda bir taraftan da Ermenileri silahlandırarak katliam yapmalarını sağlayan Batılı Devletler,  katillere verdiğimiz karşılığı “soykırım”  olarak gösterip 3T’yi (tanıma-tazminat-toprak) koparma peşindeler.Peki 1915’te gerçekte neler oldu?

100 yıl önce ülkemiz yedi koldan işgal edilmiş, eli silah tutanlar cephelere koşmuşlar, genel olarak yaşlı,kadın ve çocukların kaldığı köy ve şehrimizde batılıların silahlandırdığı Ermeni çeteleri insanları korkutup göç ettirmek maksadıyla katliam yapmaya başlamışlardı.
İngilizler ile anlaşan Ermeniler devlet kurma sözünü aldılar. İngilizler Ermenilere savaş sonrası Devlet kurabilmeleri için “Ermeni Nüfusunun Türk nüfusundan fazla olması gerektiğini” söylediler. Rusların da desteğiyle Ermeni çeteler kurarak köylere girip katliam yaptılar ve ahaliyi korkutarak göç ettirmeyi hedeflediler.


KAZIM KARABEKİR ERZURUM’DAKİ  ERMENİ OLAYLARINI ŞÖYLE ANLATIYOR;

” Alaca köyünde cenazeler, insanın aklını oynatacak bir halde idi. Bütün çocuklar sürgülenmiş, yaşlılar ve kadınlar samanlıklara doldurulup, yakılmış gençler baltalarla parçalanmıştı. Çivilere asılmış ciğerler ve kalpler görünüyordu. Bütün bu acıklı görünüşler, Erzurum’a atılmaya ve oradaki zavallılara yardıma beni mâhkum etmiştir.  ” (10 Mart 1918)
1915 ermeni olayları

BATILILAR SONUÇTA ERMENİLERİ SATTILAR

Ermenilerin Devlet kuramamalarının nedeni ise Rusların sıcak denizlere ineceğini fark eden İngilizlerin Ermenilere daha fazla sahip çıkmamalarıdır. Eğer Ermeni Devleti kurulacak olursa Ruslarla işbirliği yapan Ermeniler sayesinde Ruslar Akdenize ineceklerdi.
Rusya’da bolşevik ihtilali olması dolayısıyla çekilen Ruslar ve Ermenilere sahip çıkmayan İngiltere ve Fransanın bugün “Türkler soykırım yaptı demeleri”  geçmişten kalan bir boyun borcu.

ERMENİLERİN BAYBURT KATLİAMI FİLMİ

Yarbay Twerdokhleboff ‘un 1915 Ermeni Katliamı itirafları

Erzincan’dan Erzurum’a çekilmekte olan Ermeni çetelerinin yolları üstündeki bütün Müslüman köylerini ve sakinlerini nasıl yok ettiği, bu defa da Rus komutan Yarbay Twerdokhleboff’un ağzından doğrulandı.
Yarbay Twerdokhleboff, notlarında dehşet verici Ermeni vahşetini şöyle anlattı: Rus ordusunun Erzurum’a ricati sırasında topçu cephanesini taşıtmak üzere Kürtlerden ve hiçbirinde silah bulunmayan bu civar sivil halktan arabacılar seçilmişti. Erzurum yakınlarında Ermeniler Rus subaylarının istirahat etmek üzere çekilmiş olmalarından istifade ederek arabacıları öldürmeye başladılar.Biçarelerin feryatları üzerine koşuşan Rus subayları müdahale etmemeleri için silahla tehdit edilmişlerdir. Katliam vahşi bir şekilde cereyan etmiştir.
Topçu Teğmeni Medivani, Erzurum’da Rus topçu subayları kulübünde aşağıdaki sahneye şahit olduğunu şöyle anlatmıştır: Bir Ermeni, Kürt arabacılarından birine vurmuş, elinde tuttuğu değneği, ölüm halinde arka üstü düşen arabacının ağzına sokmak istemişse de, diğeri can havliyle dişlerini sıkmış olduğundan bu korkunç teşebbüsünde muvaffak olamamıştır. Bunun üzerine öfkesinden ölüm halinde bulunan biçareyi vücuduna indirdiği tekmelerle öldürmüştür.
Medivani, Odişelice İlice köyünden (şimdiki Ilıca ilçesi) kaçamamış olan bütün Türklerin katledildiklerini ve başları kör satırlarla koparılmış olan sayısız çocuk cesedi gördüğünü bana söyledi.Cesetlere tükürdüler28 Şubat’ta yani katliamdan üç hafta sonra İlice’den dönen Yarbay Griasnoff, bana şunları anlatmıştır:
Köye giden yollarda uzuvları hurdahaş olmuş cesetlere rastlamıştır; yoldan geçen her Ermeni bir de küfür savurarak bunlara tükürmüş. Caminin 10 – 15 saşen (10 metre = 4.69 saşen) büyüklüğündeki avlusu takriben bir buçuk metre yüksekliğinde cesetle örtülü idi.
Bunlar arasında her yaşta kadın, erkek çocuk ve ihtiyar bulunuyordu. Kadınların vücutlarında ırza geçme alametleri gözüküyordu. Kadın ve genç kızların tenasül aletlerine fişekler sokulmuştu.Yarbay Griasnoff, Ermeni kıtalarında telefoncu olarak çalışan birkaç genç Ermeni kızını caminin avlusuna çağırarak, vatandaşlarının yaptığı vahşeti göstermiş ve kapalı bir tekdir mahiyetinde olmak üzere bununla iftihar edebileceklerini söylemiştir.
TÜRK KIZININ KALBİNİ ÇIKARDILAR
Türk kızının kalbini çıkardılar fakat bu manzara karşısında dehşet içinde kalacakları yerde sevinçten güldüklerini görünce, Griasnoff’u nefretle karışık bir hayret kaplamıştır. Bizzat bir subayın bile saçlarını dimdik yapan böyle bir manzara karşısında tahsil ve terbiye görmüş genç kızların sevinçten çılgın bir hale gelmelerinin bunların ırsi vahşetlerine inkar edilemez bir delil olduğunu ilave etmiştir. Kızlar gülüşlerinin asabiyetten ileri geldiğini iddia etmişlerse de karşılarındakini ruhen kana ne kadar susamış oldukları hususunda aldatamamışlardır.
Hamamda tecavüz ve katliam
Alaca mıntıka kumandanının müteahhidi olan bir Ermeni, 27 Şubat’ta bu köyde yapılan gayri insani muameleler hakkında şunları anlatmıştır: Ermeniler bir Türk kadınının kalbini çıkardıktan sonra bir duvara baş aşağı çakmışlardır. Büyük Erzurum katliamı 7 Şubat’ta başlamıştı. Ermeni topçuları sokaklarda 270 kişiyi yakalamış, bütün elbiselerini soyduktan sonra hepsini bir hamama götürmüş ve burada en haris hislerini tatmin etmişlerdir.
ERMENİ VAHŞETİ TANIĞI TÜRKLER
(Mehmet Ali Kuzuk – Bayburt Aydıntepe Ermeni Vahşeti Tanığı – 1904 )



1915 TE BAYBURTTA NELER YAŞANDI 
Bayburt’a giren keşif kolları Bayburt kasabasında bir katliam sahnesi görmüşlerdir. Buradaki mezâlimi Arşak ismindeki azılı komiteci idâre etmiştir.
“Arşak maiyetine aldığı 484 Ermeniye gündüzleri talim yaptırıyor ve geceleriyse komite başlarıyla harpden önce belediye dairesi olan binada toplantılar yaparak, tertibat ve teşkilât hakkında müşaverede bulunuyor. Yalnız Bayburt ahalisinden sanatkâr bulunanların şayan-ı itimad (güvenilen) olanlarından bir kısmı sanatlarıyla iştigal ettirildiği (çalışmasına izin verildiği) gibi kendi evlerinde ikamete de müsaade ediliyor. Mütebakisi (geri kalanı) hususi binalarda iskan ve askercesine muamele tatbik edilerek teşkilât ve tertibatları (düzenlemeler, hazırlıklar) hakkında harice (dışarıya) hiçbir malûmat (bilgi) çıkmamasına gayret olunuyor.
Müslüman ahâliye karşı gâyet ciddî davranmaları ve hiçbir sızıltıya meydan vermemeleri ve daima nasihatlerde bulunmaları hesabiyle kötü fikirleri anlaşılmamış ve hatta Of ve Sürmene havalisinde Ermeni çetelerini tenkil (uzaklaştırmak, ibret verici ceza vermek, sindirmek) maksadıyla Laz çetelerinden imdat kuvvetleri taleb edildiği görülmüş ve Ruslar tarafından terkedilmiş silâhların Müslüman ahâliye tevziine (dağıtılmasına) belediye reisi olup bilâhere katledilen Hafız Süleyman Efendi’nin mâni olduğu anlaşılmıştır.
Bu suretle müslüman efkâr-ı umûmiyesini tatmin ettikten sonra 1 Şubat 1334 (1918) tarihinde her sokak ve mahalleye bir takım devriyeler çıkartarak birer bahaneyle sokaklardaki ahâli toplanmaya başlanıyor. Mahalleler arasına çıkan devriyeler tesadüf ettikleri köylüleri ve yerli ahâliyi “Arşak Paşa (Paşalık ünvanı hizmetine mükafat olarak Ermeniler tarafından verilmiştir.) çağırıyor, mühim mes’ele görüşülecektir.” Şeklinde aldatarak topluyor ve bunlar mahpushane yapılan Salih Hamdi Efendi’nin ticarethânesinde tevkif ediliyor. Hapishaneye götürülen her şahsın kapı önünde evvelâ üzeri aranıyor ve bulunan para ziynet eşyası alınıyor. Envaı mezâlim ve işkenceyle hapishâneye sokuluyor çarşı ve pazarda bulunmayanların zorla evlerine giriliyor. Para, kıymetli eşya ve ziynetleri alındıktan sonra bir kısmı kapıları önünde feci bir suretde katlediliyor. Diğer kısmı ise çeşitli zulümlerle hapishâneye sevkolunuyor. Bu hâle Şubatın üçüncü sabahına kadar devam ediliyor. 3 Şubat sabahı müslüman kadınlarının da toplanmasına başlanıyor ve topladıklarından on dört kadınla iki kızı Salih Hamdi Efendi’nin ticârethânesi karşısındaki Haydar Bey’in ahşap oteline dolduruyorlar.
193 KİŞİYİ KATLETTİLER
Saat üçte mevkufların (tutulup hapsedilenlerin) katli şu surette icrâ ediliyor. İşe evvelâ Salih Hamdi Efendi’nin ticârethânesinde mevkuf bulunanlardan başlanıyor ve toplamda 193 kişi öldürülüyor.

SÜNGÜ, BALTA VE DEMİR ÇUBUKLA KATLETTİLER
Evvelâ solan birinci odada bulunan belediye reisi Hafız Süleyman Efendi ile Kormas köylü (Polatlı) Ahmed ve Abraslı (Akbulut) İrfan ve Vağındalı (Çayırköprü) Pirî odadan çıkarılıyor. Ellerinde bulunan süngü balta ve demirle pek feci bir surette öldürülüyor, müteakiben sırasıyle diğer odalara geçerek aynı suretle mahpuslar katle başlanıyor. Gözleri önünde fecî bir surette ve vahşîce arkadaşlarının katledildiğini gören diğer mahpuslar canhıraş sadalarla bağırıyorlar ve kendilerine sıra gelince mümkün mertebe nefislerini müdafaaya çalışıyorlarsa da bütün müdafaa imkânlarından mahrum bulunmaları yüzünden işkence ve vahşetin en büyüğüne maruz kalarak bin türlü mezâlim arasında terk-i hayat ediyorlar. Yalnız ikinci odada bulunan altmış kişiden Murad, Çavuş, Şevki,Saraç Hafız ve Zâhid mahallesinden Beydioğlu Sadık (Ermeniler firar ettikten sonra yangın içinden çıkarılmışlar ve halen hayattadırlar) ölüler arasına sokularak kendilerine ölü vaziyeti vererek hayatlarını kurtarabiliyorlar. Süngü ve baltayla icrâ edilen fecaat kâfi gelmiyormuş gibi cenâzeler üzerine gazyağı dökülmek ve ateşlenmek suretiyle arada sıkışık kalanlardan ölmemiş olanlar dahi yakılıyor.

48 KİŞİYİ BOMBA VE MERMİLER İLE PARÇALADILAR
Buralardaki fecaat sahneleri kapandıktan sonra boşluğun nihayetindeki ve soldaki odada bulunan kırk sekiz kişiye sıra geliyor. Bunlar içinde bulunan Dağıstan’ın Kompo şehrine bağlı Hokal kasabası ahâlisinden olup o tarihten sekiz ay evvel Bayburt’a gelerek kunduracılıkla iştigal eden (uğraşan) yirmi iki yaşındaki Mehmed oğlu Abdullah, karşısında cereyan eden feci sahneyi görür görmez arkadaşlarını müdafaaya sevke karar veriyor, mevkuf bulundukları odanın zeminine döşenmiş kemer taşlarını müşkülatla sökerek kapıyı kapatıyorlar. Katle gelen Ermeniler vaziyeti görünce kapıyı kırıyorlar. Fakat yığılan taşlardan içeriye girilmesi mümkün olmadığından bombalarla, kurşunla bu masumlara hücum ediyorlar. Müdafaaya azmetmiş bulunan zavallılar atılan bombaları tekrar geriye atmak ve taşlarla müdafaada bulunmak suretiyle bir kısmı meşgul iken diğer kısmı odanın beton duvarını delmeye çalışıyor.

14 KADINI SOYUP YAKTILAR
Bu feci sahne devam etmekteyken Haydar Bey’in oteline doldurulan on dört kadını baştan nihayete kadar soyduktan sonra çıplak bir halde Haydar Bey’in oteline bitişik Çavuşoğlu’nun oteline nakil ve birer birer katlettikten sonra oteli yakıyorlar.
Bu on dört kadından üçü elbiselerinin tamamen çıkarılması hakkındaki teklife tahammül edemiyerek kendilerini pencereden dışarıya atıyorlar. Otel civarında bulunan Ermeni devriyeleri tarafından katlediliyorlar. Kendini pencereden aşağı atan kadınlardan birinin kendisiyle birlikte tevkif edilen iki kızının yukarıdan feryada başlaması üzerine hemen aşağı indiriliyorlar ve anaları önünde öldürülüyorlar. Sonra annelerinin kolları arasına verilerek gazla yakılıyorlar.

ERMENİLERİN ERZURUM KATLİAMI

Ermeni topçuları sokaklarda 270 kişi yakalamış, bütün elbiselerini soyduktan sonra hepsini bir hamama götürmüş ve burada en haris hislerini tatmin etmişlerdir…
Bugün değişik ülkelere yayılmış bulunan Ermeniler, yüz yıla yakın bir süre, her gün giderek artan bir ölçüde ”Ermeni Sorunu” nun tek yanlı olarak propagandasını yapmakta ve kendi çıkarlarına uygun kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadırlar.
Günümüzde bu propaganda ve suçlama, daha çok, Birinci Dünya Savaşı içinde (1915) Ermenilerin savaş bölgeleri dışına çıkarılmaları üzerinde toplanmıştır.

ERMENİLER NEDEN TEHCİR ETTİRİLDİ?
Bu tarihsel olay şöyledir: Birinci Dünya Savaşı yıllarında Doğu Anadolu’nun bazı yerlerini işgal eden Ruslar, yöredeki Ermenileri silahlandırarak Türklerin üzerine saldırttılar, buradaki Türkleri toplu olarak öldürme ve yok etme hareketine giriştiler; köyleri ateşe verdiler, kasaba ve şehirleri yakıp yıktılar, on binlerce Türk’ü görülmemiş bir vahşetle öldürdüler.
Bu acı ve korkunç olaylarla bazı Ermeni komiteciler, insanlık tarihine kara ve utanç verici sayfalar eklediler.Bu gibi kanlı ve insanlık dışı olayların sürmesi üzerine Osmanlı hükümeti, ordusunun da büyük baskısıyla bir kanun çıkararak Ermenileri bulundukları yerlerden başka bölgelere göç ettirmek zorunda kaldı (1915).
Bu göç sırasında bazı Ermeniler salgın hastalıklara yakalanarak öldüler, kimileri soyguncuların saldırılarına uğradılar. Ermeni komiteciler tarafından Berlin’de öldürülen (1921), İttihat ve Terakki Fırkası liderlerinden, Dahiliye Nazırı ve Sadrazam Talât Paşa ‘nın ”Ermeni Meselesi” adlı hatıraları ile Osmanlı Devleti Arşivi’nden yararlanılarak Osmanlı Devleti Raporu olarak hazırlanan (1916) Osmanlıca ve Fransızca ”Aspiration Et Agissements Revolutionnaires Des Comites Armenies avant et apres la Proclamation de la Constition Ottomane” adıyla yayımlanan bu çok önemli tarihsel belge, dönemin tanınmış gazetecilerinden Hüseyin Cahit Yalçın ‘ın Önsözü ile ”Ermeni Vahşeti ve Ermeni Komitelerinin Â’mâl ve Harekât-ı İhtilâliyesi (İlân-ı Meşrutiyetten Evvel ve Sonra)” olarak günümüz Türkçesiyle çıktı (Örgün Yayınevi, 2005, İstanbul).

Kanlı ve insanlık dışı Ermeni olaylarının başlangıcını Talât Paşa, bu kitapta şöyle anlatmaktadır: ”İsyan hareketleri evvelâ Zeytun‘da başlamıştır. Seferberliğin ilânını müteakip Ermeniler âlenan isyana başlamış, vergilerini ödemekten imtina etmiş ve asker toplanması hususunda verilen emirlere muhalefet etmişlerdir. Askerlik vazifelerini ifa etmek üzere askerlik şubelerine gelen Müslümanlara sokakta taarruz edilmiş, bunlar soyulmuş ve öldürülmüştür. Zeytun halkı zabit ve kumandanları emri altında bir milis teşkil etmişti; bu suretle ‘Zeytun ihtilâlci alayları’ ismi altında şehirleri müdafaa etmek istiyorlardı. Tabii buna imkân bulamadıklarından mavzer ve martin silâhlarıyla dağa çıkmışlar ve Müslüman köylerine taarruz ve askeri nakliyatı izac etmeye başlamışlardır.
VAHŞET ÜSTÜNE VAHŞET !
” Vahşet üstüne vahşet Talât Paşa, Ermeni komitecilerinin Bitlis, Erzurum, Mamuratülâziz (Elazığ), Diyarbakır, Sıvas, Trabzon, Erzincan, Ankara, Van, Adana, İzmit-Adapazarı, Bursa, İzmir vb. Osmanlı şehirlerindeki kanlı ayaklanmalarına da değinerek şunları söylemektedir: ”…Yalnız Van şehrinde isyan eden Ermenilerin sayısı beş bini geçiyordu, hepsi de en yeni silâhlarla donatılmıştı. Bunlar mevzilerini son hadde kadar müdafaa ediyorlardı. Şehirdeki hükümet konağı, askeri müesseseler ve diğer binaları tahrip edilmiş ve Müslüman mahalleleri ateşe verilmiştir. Yedi yüz kadar âsi Van müstahkem mevkiini el bombalarıyla uçurmuştur. Bu isyan hareketleri nisana kadar devam etmiştir.

ERMENİLERİN BÜYÜK ERZURUM KATLİAMI
Büyük Erzurum Ermeni katliâmı 7 Şubat 1915’te başlamıştır. Ermeni topçuları sokaklarda 270 kişi yakalamış, bütün elbiselerini soyduktan sonra hepsini bir hamama götürmüş ve burada en haris hislerini tatmin etmişlerdir.” Ermeni komitecilerinin bir başka kanlı ve korkunç vahşetleri de, Sadrazam Talât Paşa tarafından hazırlatılan, 1332 (1916) yılında Matbaa-i Orhaniye’de (İstanbul) basılan ”Ermeni Komitelerinin Â’mâl ve Harekât-ı İhtilâliyesi (İlân-ı Meşrutiyetten Evvel ve Sonra)” adlı Osmanlı Devleti Raporu’nda şöyle anlatılmaktadır: ”Ermeni İhtilâl Komitelerinin kâffesi müttehiden Sasun vakayini takdir eder ve burada çarpışan kahramanları takdîs ederler. Aynı zamanda bu vakayi’e ithâfen müteaddid eserler neşrolunmuştur ki, bunların kâffesi pek bâlâ-pervâzane ve mübâlâgakârânedir. Bu eserlerin tetkik ve tahlilinden Ermeni komitelerinin her zaman İtilâf devletlerinin desâis-i siyasîyesine âlet oldukları ve vakayiin esbâb-ı hudûsu tahkik edilirse bunun da sırf memlekete ecnebî müdahalesinin celp ve davet olduğu bir kere daha teeyyüd eder. 1895’te Sasun ihtilâli başladı. Mezkûr ihtilâli en ziyade, bilâhire Kozan mebusu olan Murad ile Damatyad ismindeki serkendeler idare etti…
İkinci Sasun ihtilâli 1905’te başlamıştır. Bu defaki ihtilâlin idaresini Taşnaklar deruhte ederek meşhur Ahpur Serop ile namı diğer Sepor Paşa ihtilâli idare etmek üzere reis tayin edildiler.” Osmanlı Devleti Raporu’nda Boğazlıyan (Yozgat) Ermeni isyanı da şöyle anlatılmaktadır: ”Yozgat sancağının Boğazlıyan kazasına tabi Çakmak karyesiyle Yazber dağında cevelân etmiş yetmiş kişilik müsellâ (silahlı) Ermeni eşkıyası ve Ankara’nın Bala, Haymana, Ankara hudutlarındaki Yeknam ormanlarında kuvvetli Ermeni çeteleri ve yine Boğazlıyan’ın Çuhanlı karyesi civarında Kuzas mevkiinde, Kayseri’nin Everek karyesi Ermenileri tarafından kumanda edilen müteaddid kollara ayrılmış üç yüz karip müsellâh Ermeni eşkıyası görüldü.
Yine Yozgat’a tabi Kumkuyu karyesinde tahassum eden üç yüz kadar Ermeni eşkıyası 2 Eylül 1915 günü civardaki kurayı İslâmiyeyi ateşe verdiler. Suret-i mahsusada inşa edilmiş siperlerden ve mazgal deliklerinden jandarma ve asker üzerine istimal-i silâha başladılar ve Çatıkebir karyesi ormanında tahassun edilen ve miktarı sekiz yüze yakın bulunan Ermeniler orman içerisindeki Akdağ geçidinde vaktiyle ihzar ettikleri siperlerden asker ve jandarma ve ahaliye taarruzatta bulundular. Günlerce müsademeden sonra Kızılcaova cihetine doğru firar ettiler.” Ermenilerin savaş bölgeleri dışına çıkarılmaları, Birinci Dünya Savaşı’nın ağır koşulları içinde Osmanlı devlet adamlarının almak zorunda kaldıkları bir önlemdir.
Avrupa devletlerinin ”hasta adam” olarak gördükleri Osmanlı İmparatorluğu’nu ve onun temel öğesi olan Türkleri yok etmek için Ermenilerin sapladıkları hançeri çıkarmak işlemidir. Bu olay bütün yönleriyle tarihin malı olmuştur. Koşullandırma Rusya, Fransa ve İngiltere gibi devletler de bu olayı, o yıllarda savaş içinde oldukları ve yok etmeye çalıştıkları Osmanlı devletine karşı insafsız ve çarpıtılmış bir malzeme olarak bütün güçleriyle kullanmaya giriştiler.
Bu konuda Almanya’da Avrupa devletlerinden geri kalmadı. Böylece hem düşmanlarını yıpratmaya hem de kışkırttıkları ve felaketlerine neden oldukları Ermenilere karşı dostluklarını kanıtlamaya çalıştılar. Avrupa devletlerinin o zamanki yöneticileri yurttaşlarını koşullandırmakta bu Ermeni propagandasından geniş ölçüde yararlandılar. Ermenilerin bu gerçek dışı abartmalarını, sanki gerçek buymuşçasına, devletlerinin resmi görüşü olarak sunmaya giriştiler. Bu durum, o devletler adına hiç kuşkusuz geçmişin bir talihsizliğidir. Ancak o zamanki düşmanlarımız, şimdi dost ve müttefikimiz olan devletlerin artık gerçekçi olmalarını, geçmişteki hatalarını düzeltmelerini beklemek ve sağlamak da hakkımızdır.
1915 yılında sözde kıyımda ölenlerin sayısında bile anlaşamayan bu devletler, birkaç milyon ölüden söz açan Ermenilerin görüşlerini bugün de geçmişteki propaganda temeli üzerine dayamaya çalışıyorlar. Dünya, tek yanlı bu Ermeni suçlamalarını yıllardan beri dinlemektedir.
KAYNAKLAR:
Musa Kâzım Karabekir, Günlükler 1906-1948, Kasım 2009, Yapı Kredi Yayınları.
İstiklâl Harbimizin Esasları 1933 s.54
1915 Ermeni Olayları
Yeniçağ Gazetesi

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.